ŞIĞOMAFE YAS GÜNÜ
1864 yılının Mayıs ayının 21. günü Rus orduları Soçi yakınlarında Kbaada çayırlarında (şimdiki adıyla Krasnaya Polyana ) büyük bir zafer şöleni ve resmi geçit yaparak, Kafkasya’nın düşüşünü kutladılar. General Yevdokimov, Kafkasya sorununun bittiğini Çar’a müjdeliyor, dağların yüksek noktalarında direnişi sürdüren küçük grupların da takip edilerek yok edileceğini bildiriyordu.Yevdokimov’a göre kesin çözüm, Çerkesler’in topraklarından sürülerek denizin öteki yakasına kovulmalarıydı. Kuban ötesinde kalan ve boyun eğen halk bile onun gözünde zararlı ve tehlikeliydi. Onların da sürülmeleri gerekiyordu.Ve böylece… 1864 yılı, sürgünün en yoğun olduğu yıl olarak tarihe geçti. Lapinski’ye göre, 10 Temmuz 1864’te kadar 200 binden fazla Çerkes, gemilerle Osmanlı limanlarına taşındı. Tarihçilere göre, Çar ve komutanlarının emriyle 19. yy.’da Osmanlı topraklarına 1.600.000 civarında Çerkes sürgün edildi.İşte 21 Mayıs 1864, Çerkes halkının belleğini böyle kazandı. Çar ve orduları için zafer, Çerkesler için acının, hüznün, sürülüşün, bölünmüşlüğün ve ölümün günü…21 Mayıs’lar, her şeye rağmen Çerkes halkının yaşama direncinin ifadesidir. Direniştir, başkaldırıdır, diriliştir. Tüm zalimlere inat, Çerkesya’nın yeniden var olma mücadelesidir. 21 Mayıs’lar, halkımızın belleğine kazınan tüm bu acıları, savaşları insanlık dışı uygulamaları dünyaya haykırmak istediğimiz gündür. 21 Mayıs’lar dün, bugün, yarın perspektifinde ulusal- kültürel kimliğimizi yaşama ve yaşatma isteği ile geleceğe ışık tuttuğumuz günlerdir.
300 yıla yakın süren Kafkas savaşları Kafkas halkları için trajedi ile sonuçlanmıştır. Silah ve cephane bakımından çok güçlü, asker ve malzeme bakımından tam donanımlı Çar orduları 21 Mayıs 1864 yılında dağlıların üç yüz yıl süre gelen özgürlük mücadelesine son vermiştir. Bir Çerkes atasözü ‘’kavganın sonu ağıttır’’ der. Tıpkı bu atasözündeki gibi, bu savaşın Çerkes halkına getirdiği acı,sürgün,sefalet ve soykırım hiçbir savaşta bir başka halkın yaşadığını sanmıyoruz. Tarih sahnesinde böyle trajik bir son yaşayan başka hiçbir halk yoktur. Tarihte böyle olayların yaşanmasına sebep olan şey nedir? Bu trajedide Kafkasyalıların hataları ve sorumlulukları ne kadardır? Bu iki sorunun cevabı oldukça uzun ve kapsamlıdır aslında.
1- En önemli neden Rus Çar’ının Enperyalist politikalarıdır. 18. yy’da Kafkasya’ya yerleşen ve temelini sağlamlaştıran Rus Çar’ı bu dönemden itibaren politikalarını sertleştirmeye başlamıştı. Yağma işgal ve zulüm Çar’ın yenipolitikası haline gelmiştir. Buradaki asıl amaç hedeflerin önündeki en büyük engel olan Kafkas halklarını bu topraklardan temizlemektir. Bunu sağlamak için de Çerkeslerin yaşadığı topraklar işgal edilmekte bu topraklara Kazaklar getirilerek yerleştirilip iskan edilmektedirler. Çar Adigeler’e Psıj nehrinin solunda kalan verimsiz, bataklık arazileri yeni yerleşim bölgeleri olarak önermektedirler. Adige ileri gelenleri ilk tarihsel hatalarını burada yapmışlardır. Çar’a ve onun komutanlarına Psıj nehri kıyılarına yerleşmektense Osmanlıya göç ederiz tehdidinde bulundular. Oysa Çar’ın da istediği tam olarak buydu. Daha sonra Çar II. Aleksandr’ı ziyaret eden II. Adige heyetine Çar rahatlıkla şunları söyleyebilmiştir: ‘’Ya size gösterilen topraklara gidip yerleşirsiniz, yada önceki heyetinizin söylediği gibi bu toprakları terk edip Osmanlıya göç edersiniz.”
2- Sürgün olayında Adige Wuerk ve Pşıler’inin de kısmen pay sahibi olduklarını söylemek yanılgı değildir. Çünkü onlar şuan yaşadıkları topraklarda da kalsalar, Psıj ırmağı kıyılarına da göç etseler artık eski egemenliklerinin devam etmeyeceğini biliyorlardı. Onlar için sürgünün en büyük yıkımı hizmetlerindeki insanları kaybetmeleriydi. Osmanlıya göç ederek mevcut düzenlerini aynı şekilde muhafaza edeceklerini düşünüyorlardı.
3- Bir kısım din adamları da ne yazık ki Adigelerin Osmanlıya göç etmeleri konusunda açık açık propaganda yapmışlar, halkın göç fikrini benimsemesi için çok yoğun faaliyet içinde bulunmuşlardır. Din adamları burada din misyonunu kullandılar.
4- bir yandan da Osmanlının kendi yolladığı elçiler köy köy gezerek Adigeler’i göçe ikna etmeye çalıştılar.
5- İngilizler ve Fransızlar da Çerkes Soykırımında tıpkı Ruslar ve Osmanlılar gibi pay sahibidirler. Yukarıda sıraladığımız tüm bu etkenler rağmen, şunu çok net bir şekilde belirtmemiz gerekir ki, Adige halkının başına gelen bu felaketin sürgün ve Soykırımın birinci dereceden sorumlusu Rus Çarlığı ve onun Enperyalist politikalarıdır.Bütün bunlara rağmen hayretler içinde görüyoruz ki Adige halkının yaşadığı felaketten bahseden bazı Rus tarihçiler Adigelerin anayurtlarından sürgün edilmesinin asıl sorumlularının Rus Çarlığı’nın olmadığını, tam tersine bu felaketi Adigelerin kendilerinin istediğini yazıyorlar. (A.M. Berje, A.İ. Zanoknikoviç, Lilov vb.)Emperyalist Rus Çarının yağmacı vekili Fadaev‘in kendi yazdıklarına göre: ‘’Psıj nehrinin diğer yakasında ki topraklara Çarlık’ın şiddetle ihtiyacı vardı, fakat Çar o topraklar da yaşayan halklara hiçbir şekilde ihtiyaç duymuyordu. Rus Çar’ının politikasını bu cümleden daha güzel anlatacak başkaca ne söyleyebilirdi ki. A.M. Berje ise aynı konumda şöyle söylemektedir: ‘’Er veya geç Rusya Kafkasya’yı işgal etmek zorundaydı. Burada üzücü olan şey Kafkas halklarının başkalarının yardımına ihtiyaç duymaksızın gelişmelerini ve ilerlemelerini tesis edememiş olmalarıdır.’’
Her yerde her zaman büyük halklar küçük halkları himayelerine almıştır. (Başka bir değişle içlerinde eritip yutmuşlardır. Bu sayede küçük halkların gelenekleri ve dilleri yok olsa da gelişmişlikleri ve yaşam kaliteleri yükselmektedir.)En başta bahsettiğimiz gibi 21 Mayıs 1864 Kafkas savaşlarının bitiş tarihi olarak belirlenmiştir. Bu tarihten sonra bizlerin İstanbulakue olarak adlandırdığımız Adige halkının sürgünü daha da şiddetli bir hal almıştır. Fakat Adige sürgününün başlangıcı bu tarihten çok daha öncesine dayanmaktadır. 1858 yılından itibaren Çar oldukları Adige köylerini, evlerini, ağıllarını, ekinlerini yakmaya, acımasız yöntemlerle işlerini yaygınlaştırmaya başladılar. Bu insanlık dışı savaş pek çok cana mal olduğu gibi sağ kalanlar da bölgelerinden sürülerek Karadeniz kıyılarına indiriliyor, oradan Osmanlıya göç etmeye zorlanıyorlardı. 1860 yılında Osmanlıya gönderilmek üzere bölgelerinden Karadeniz kıyılarına indirilen Adigelerin sayısı 10.000’lereçıkmıştı. Osmanlıların bu kadar çok insanı topraklarında kabul edemeyeceğinden çekinen Rus Çar’ı Osmanlıyla bir anlaşma yapmak üzere Loris Melikov’u İstanbul’a gönderdiler. Melikov görevini iyi başardı. Sürgün edilen Adigelerin sayısı ne olursa olsun tamamının kabul edileceğini taahhüdünü alarak geri döndü. Osmanlıların bu konuda tek isteği sürgün edilen Adigelerin topluca değil parça parça gönderilmesiydi. 1863 yılında sürgün edilen Adigelerin sayısı çok yüksek rakamlara ulaşmaya başladı. 1858-1863 yılları arasında sadece Karadenizin Doğusundaki limanlardan sürgüne yollanan Adige sayısı 500.000 kişidir. Diğer bölge ve başka limanlardan çıkış yapan insan sayısında kesin bir veri olmamakla birlikte bu rakam toplam 2.000.000 civarında tahmin edilmektedir. Büyük Çerkes sürgünü salt Kafkasya tarihinde değil tüm Dünya tarihinde de eşi görülmeyecek bir büyük dramdır.
1859-1864 yıllarında yurtlarından sürülen Çerkesler deniz yoluyla Kafkasya’da, Taman,Tuapse, Anapa, Tsemez, Soçhi, Adler, Sohum, Poti, Batum limanlarından bindirilip Osmanlı devletinin Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Varna, Burgaz ve Köstence limanlarında indiriliyordu. 1865-1866 tehciri sürgünü ile Osmanlı Rus harbinden sonra ki 1878 tehciri kara yoluyla gerçekleştirildi. Doğu yolundan genellikle Çeçen, Dağıstan, Asetin, Kabardey muhacirleri göçürülmüştür. Daha sonraki göçler de kara yoluyla yapılmıştır.
Yolda telef olanların feci durumları Trabzon’daki Rus Konsolosunun, teşçil işlerini idare etmekte olan general Katraçef’e yazdığı raporda şöyle anlatılır: ‘’Türkiye’ye gitmek üzere Batum’a 70.000 Çerkes geldi. Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon’a çıkarılan 24.700 kişiden kısa sürede 19.000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63.900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110.000 kişi arasında vasati 200 kişi can veriyor. Trabzon Varna ve İstanbul’a götürülen 4.650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğü haberini aldım.’’İşte bu suretle peş peşe sürüp gelen felaketlerin ve musibetlerin darbeleri altında inleyen ve eriyen bu kahraman milletin bedbaht bakiyesi de Dobruca, Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk, Suriye, Irak gibi daima emniyetsizliğin hükümran olduğu yerlere iskan edilmiştir.
Çar’ın Kafkasya naibi olarak atadığı kardeşi grandük Mişel 1864 Ağustosunda Batı Kafkasya sakinlerine şu fermanı tebliğ etmişti: ‘’Bir ay içinde Kafkasya terk edilmediği takdirde, tüm nüfus savaş esiri olarak Rusya’nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir.’’ İşte bu yüzden esaret ve tabiiyeti en büyük şerefsizlik adleden Çerkesler güzel vatanlarını terk etmeye mecbur kalmışlardır. Ozan Lermontof bu gerçeği bir şiirinde şöyle dile getirmiştir: ‘’Bu insanlar neden yurtlarını ve babalarının mezarını terk ediyorlar? Düşman kuvvetinin zoru ile mi? Hayır! Düşman kuvvetlerinin beraber getirdiği esaret zincirinin korkusuyla!’’ Rus yönetimi bu boşaltma sırasında göstermelik bir takım kolaylıklar da sağlıyordu. Rus ordusunda görev alan general Musa Kunduk (ov) Paşa bakınız ne itiraflarda bulunuyor: ‘’Çeçen reisleri uzun münakaşalardan sonra göçü kabul edip nasıl gerçekleşeceğini sordular. Ben de Gürcistan üzerinden kara yoluyla gideceğimizi ve Rus ordusunun da bize her türlü yardımı ve kolaylığı yapacağını söyledim. Rus generali Loris’e gidip 50.000 dönüm kadar olan arazime karşılık 45.000 altın ruble istedim, derhal ödedi. Ayrıca fakir muhacirlere saf etmek üzere10.000 altın ruble daha istedim. Bunu çok az bularak 20.000 daha ödedi. Bu şekilde 25 Mayıs 1865’de aralarında ailem ve akrabalarımın da bulunduğu 3.000 Çeçen aile ile birlikte göç ettik.’’